Selen Servi Blog

Yeni yıl ve doğumgünü arefesi benim için bilanço zamanları.

Kendiliğinden öyle...

Bir önceki yıl neredeydim, kimlerleydim, ne yapıyordum.

Malum sosyal medya da bu konuda peşimizi bırakmıyor. "Selen sana şunu hatırlatıyoruz, bak şunu kutluyoruz, şu zamanda biraraya gelmişiz..."

E koca koca yazılımlar bunun peşindeyse demek ki yıldönümleri çoğumuzu ilgilendiriyor.

 

Kalanlar, gidenler, yeni gelenler...

Olanlar, bitenler, başlayanlar...

 

En kıymetlisi yeni ben.

Ne katmışım, ne eksilmiş.

 

Belki aldığım eğitimden sebep, bazen hayatımı da şirket gibi görme eğilimim var. İşletme şablonlarını kendimi değerlendirmek için kullanıyorum.

Yıllık bilanço değerlendirmesi, misyon, vizyon, hedefler, falanlar, filanlar:)

 

Bir önceki yılın sahne performansları ile bugünün farkına bakıyorum.

Tembelleştiğimi farkettiğim alanlar, ötelediklerim ya da daha iyiye taşıdığım yanlar dökülüveriyor zihnime. Uzun uzadıya değil, anlardan ibaret bir değerlendirme.

 

Bir "SWOT" analiz mutlaka yapıyorum. Güçlü yanlarım ne, zayıf yanlarım ne, sektördeki tehditler, fırsatlar neler? Bu değerlendirmeleri yapmama vesile olan insanlar ve durumlar çıkıyor karşıma. Boşuna değildir o kesişmeler.

 

Sonra "benchmark" yaparım, herkesin deneyiminin kendine özel olduğunu bilerek.

Karşılaştırırım yani. İyi yönleri, eksik yönleri... Uygun olanları edinirim. Sahneden hoş yansımayanları gördüğümde, ve kendim de yapıyorsam, hızla uzaklaşırım, atarım bünyeden alışkanlık yaratmadan.

Temas ettiğim kişiler artmış mı, mekanlar farklılaşmış mı, var olan korunmuş mu?

Gelirim artmış mı azalmış mı?

Buna bağlı olarak yatırımım artmış mı, paylaşımım artmış mı?

Neler fazla kaçmış neler eksik gelmiş.

Kimleri mutlu etmişim, kimler keyif vermiş.

Kim küçültmüş kim büyütmüş hayatımı.

 

Yine bir doğumgünü ve yine bunlar geçiyor aklımdan.

 

Geçen hafta, çok sevdiğim bir müzisyen dostumla oturduk sofraya, yılda birkaç kez paylaşmaya özen gösterdiğimiz o sofraya. Yemeğin sonunda "işte buna bayılıyorum" dedi "her görüşmemizde daha farklı, daha sakin, daha kararlı, daha keyifli olduğumuzu görmek".

Bu cümleye hem sevindim hem birşeyi hatırladım.

Şarkı söyleme yolculuğuna çıktığım ilk yıllarda, ne yüklerle yordum kendimi ve yakınımdakileri. Özgüvensizliktendi, telaştandı, korkudandı en çok. El uzatın çağrısıydı, çağrıyı açıkça yapamayıp ima etmekti. Bana yapıldığında itici gelen şeyleri, başkasına yapmaktı. Eyvah!

Neyse ki çabuk çark ettim. Zayiatım az yani.

Yeri gelmişken, yorduklarımdan özür dilerim.

Yılmayıp bir de destek olanlara teşekkür ederim. Siz beni çok seviyorsunuz anladım:)

 

Yaptığım iş, ki sanki böyle tanımlamak değerinden eksiltiyormuş gibi, bir varoluş seçimi benim için. Hem hayatımın içinde bir bölüm, bütünümün parçası, hem her parçamın kapsayanı.

İçinde dostlarımın, ailemin, flörtlerimin, ilişkilerimin, yol arkadaşlarımın, ekibimin, çiçeklerimin, kedimin yer aldığı bir bütünün içinde tamamlanma, şifalanma hikayesi bu.

 

Öyle bir hayat,

 

Bazen bırakıp çokça sarıldığım,

Bazen tembellik edip çokça çalıştığım,

Bazen kırıp, çokça onardığım,

Bazılarını unutup, yenilerine yer açtığım,

Zorlukları olan ama çokça keyifli.

 

Öyle bir hayat,

Hep birşeylerin eksik olduğu...

 

Yorumlar

  • Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.

Cevap Yaz